|
HASIRIN HİKAYESİ

Sıcacık kumların üstüne atıverdiğimiz ince hasır örtü,
başımızın üstünde
korunaklı,
serin gölgeler yaratan hasır plaj şemsiyeleri,
evlerimizi özenle döşediğimiz kalın hasır halılar ya da
hasırdan örülme şık mobilyalar... Hayatımıza girene
kadar hangi zor işlemlerden geçtiğini, hasır yapımında
kullanılan sazların hangi dünya cennetlerinde
yetiştiğini bilsek, belki de öyküsü bir film şeridi gibi
gözlerimizin önünde canlanıverir ve öyle
umursamadan kullanamazdık onu.
Öykü, Kayseri / Develi İlçesi /
Sindelhöyük Kasabası / Sultansazlığında geçmektedir.
Sessizce süzülen sandalla
birlikte ayrı bir dünyaya doğru sürüklendiğimizi
hissederiz. Uçları sarı püsküllü,
uzun sazlar bir perde gibi yükselir, çevreyle
ilişkimizi
keser. Sazların tepelerinden göğün mavisi görünür,
ancak. Havada rüzgârla çoğalan bir hışırtı...
Bir de sazlardan oluşan bu dünyaya ait kuş sesleri ve
böcek vızıltıları duyulur. Bazen de köylülerin söylediği
bir türkü...
"Gölün içindeki sazların fazlasının kesilmesi faydalı,"
diyor ailenin reisi; "sazlar
çoğaldıkları zaman çok su çekiyor. O zaman da göl
bataklığa dönüşüyor." Saz sürekli kendiliğinden
üreyebilen, gençleşen doğal kaynaklardan. Yani,
kendiliğinden gür ve sık olarak yetişen sazlar için
çapalama, gübreleme gerekmiyor.
Bu nedenle saz kesimi sulak
alanlar için zararsız bir ekonomik etkinlik. Ama,
özellikle kış sonu ve ilkbahar aylarında saz kesimine
ara verilmesi gerekiyor.
Çünkü, bu aylar korunaklı, sık sazlıkları kendilerine
yurt edinen kuşların üreme dönemine denk geliyor.
Toplanan sazlıklar göz nuru ve alın teri ile
yoğrularak biz insanlığın hizmetine ve gözüne hitap
ederek, üretimin her safhasında farklı bir çeşit olarak
karşımıza çıkıyor.
 |